sevdanın sokağı

Eve, arabaya sahip olamayabilirsiniz. Cebinizde dolmuş parasından başka paranızda olmayabilir üstelik. Ama muhakkak bir dostunuz olmalı. Gecenin bir yarısında kapısını çaldığınızda, hayırdır bu saatte demeden sizi içeri buyur eden., her derdinizde yanınızda olan, güldüğünüzde kahkahalarıyla size eşlik eden, ağladığınızda mendiliyle göz yaşınızı silen, haydi kalk gidiyoruz dediğinizde ayakkabısını ilk  giyen, sizi en az siz kadar bilen, sevaplarınız kadar günahlarınızın da ortağı…

 Benim böyle bir dostum var işte.

Geçenlerde, başımdan kavak yelleri estiği, her yanımı efkar bastığı bir gecede kendimi dostumun kapısına atmıştım. Dostum:

“Hoş geldin buyur içeri.”

 Benimse içeri girmek değildi niyetim:

“Biraz yürüyebilir miyiz?” dedim, sağ olsun dostum, kırmadı beni.

İçerden ceketini aldı ve birlikte gecenin derinliğine koyulduk.

Gece yürüyüşlerimiz olurdu, ama bu denli bir gecede hiç yürümemiştik halbuki.

Gece, mehtaplı ve serin. Gökyüzü yıldız desenli.

 Mehtabın cilvesinden olsa gerek içimiz kıpır kıpır…

 Rüzgar üşütmüyor bedenimizi…

Saatler sonra baktık ki Sevdanın sokağına gelmişiz. Farkında değildik , bizi buraya nasıl geldik. Bizi buraya ne getirdi?

Sevdanın kapısı önünde birkaç kez turladıktan sonra sevdanın köşküne doğru hürmetle eğilmiş bir meşe ağacının altına oturduk ve ağaca yasladık belimizi.

Sağımızda sevdanın köşkü; üç katlı, bahçeli ve bahçenin önünde bir cami…

Solumuzda birkaç mezar,bir çeşme, meşe ağaçları ,meşe ağaçlarının arasından süzülen mehtabın çehresi…

Dostum:

“Anlat” dedi

“ Anlat,neydi  seni gece yarısı kapımıza savuran?”

“ Neydi kalbindeki kıyameti koparan?”

“Aşığım” dedim.

“Aşığım be dostum, aşığım ama bunu görmüyor onun gözleri, umursamıyor bile ona olan ilgimi. Hatta , hatta başkasını seviyor olmalı, başkası var arada, bes belli.

Dostum mütebbessim. Ama gizlemedi  içindeki site mi:

“Sende mi? Sende mi kaptırdın dizginini… sende mi kaybettin menzilini? Oysa ki…

Sustu dostum,ve dikti mehtaba gözlerini.

Ve cebinden bir sigara paketi çıkarıp bana doğru uzattı …

 “Yak”, dedi 

“Yak ki dağılsın efkarın.”

“ Kulaklarını iyice aç”

“Aç ki söyleyeceklerimi iyice şu kafan  alsın”

Sigara kullanmazdım aslında. Sırf dostumu kırmamak için bir tane yaktım…

Bir iki nefes çektikten sonra , dinliyorum dercesine dostumun yüzüne baktım.

Dostum doktor edasıyla süzdü beni ve bana şimdi dahi kulağımda çınlayan şu nasihatleri söyledi:

“Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle manasız uğraşma ve geçici işlere bağlanıp boğulma. Kendine  güvenen ve kendini ebedi zanneden mağrur insan zevale mahkumdur.süratle gidiyor. Hane-i insan olan dünya ise zulümat-ı ademe sukut eder. Emeller  bekasız, elemler ruhta baki kalır. Zevalden kendini kurtaramayan nasıl mabut olur(S.Nursi,17.söz).

Dostum, sözlerine son vermişti. Ama o an için teskin edemedi kalbimi.

Gece ilerlemişti. Vakit, seher vakti…Birazdan Sevdanın köşkünün lambası yanar…belki de sevda pencereden  bakar. İyisi mi bizde kalkalım, sevda görmesin bizi.

……

Çok sonraları tecrübe ettim ki dostum haklıydı. Zaten şimdilerde Sevdanın köşkü harap , bahçesinde kedi köpek, çeşme susuz…

Ama mehtap yerinde…

İyi ki varsın dostum. İyi ki de…

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !