![]()
![]()
Etrafı dik yamaçlarla çevrili şirin bir köyde geçti çocukluk yıllarım.
Ömr-ü hayatımın en güzel yıllarıydı o yıllar.
Baharda türlü türlü çiçekler açardı köyümüzde.
çeşit çeşit, rengarenk:
Çiğdemler, papatyalar, güller, laleler…
Çocukluğumun bayramları da hiç çıkmaz hatırımdan. Ailemle bayramlaştıktan sonra, köy meydanında arkadaşlarla toplanıp bayramlaşmaya giderdik evlere. Büyüklerimizin ellerinden öperdik. Onlar da bize şeker ikram ederlerdi
Çeşit çeşit, tatlı mı tatlı şekerler…
Çocukluk arkadaşlarımı da hiç unutmam. Birlikte dağ bayır dolaşır, böcek toplardık. Desenlerine bayılırdık hepsinin
Ateş böcekleri, çekirgeler, kelebekler…
Derken okul yaşım gelmişti. Köyden ilçeye göç eyledik. Topladık eşyalarımızı yola koyulduk. Yol boyunca, alabildiğine orman…
Çeşit çeşit, irili ufaklı çamlar, gürgenler, meşeler…
Okullarda ders zili çalmıştı.
Sırtımda çanta, mendilim cebimde, suluğum beslenmem yanımda, başladık uzunca bir maratona…
Anasının avutamadığı kim var kim yok gelmiş okula, ne varsa?
Tabi haliyle her yer cıvıl cıvıl
Aliler, Fatmalar, Ayşeler…
Öğretmenim ve arkadaşlarım beni çok severlerdi o sıralar. Maskotuydum sınıfımın. Derslerimde de başarılıydım. Karnemde hep
Dörtler, beşler…
Derken pek de farkında olmadan çocukluktan delikanlılığa, terfi etmişim
Saçımda jöle, yüzümde sivilceler...
Lise çağlarında yüreğim kıpır kıpır. Damarlarımdaki kanı zapt etmek ne mümkün…
Salmışım yüreğimi platonik aşklara doğru. Kimler yok ki aşk resmi geçidinde:
Kumrallar, esmerler…
Ya şimdiler…
Şimdilerde nasılsınız diye soracak olursanız eğer
Doğup, büyüdüğüm yerlerden, her gün yollarını çiğnediğim okulumdan çok uzaklardayım.
Ne o eski köy hayatım ne de üzerine ismimi kazıdığım okul sıralarım…
Hiçbir şey eskisi gibi değil artık…
Ha birde köyümden haber aldım
Köyüm virane olmuş.
Çiçekler koklayacak buruna hasret.
Kuşlar, böcekler de çoktan pılını pırtını toplayıp göçmüşler başka diyarlara
Ne o saf, temiz çocukluk arkadaşlarım yanımda
Ne de o eski aşklarım, defter kapağımda…
Peki neden tersine döndü dünya?
Her şey tıkırında giderken, neden?
Zaman uzunca bir tren…
İnsanlar yolcu.
Vagondan vagona geçerken hep bir şeylerimizi geride bırakırız. Önümüzdeki vagonda ne olduğunu bilmeden…
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bu günümün çok güzel geçeceğine dair bir his vardı içimde. Öyle de oldu zaten. Dışarıda yazdan kalma muhteşem bir hava…daha fazla duramıyorum evde. Omzuma bir ceket, doğru Taksim İstiklal Caddesine…
Yanımda kafa dengi hiçbir arkadaşım yok. Aylak aylak dolaşacağım yine;ama olsun. Hava güzel, hem İstiklal caddesinin sonuna kadar gidip gelsem bile bir saat vakit geçer.
Burayı hiç bu kadar kalabalık görmemiştim. Meğer siyasi bir partinin Gazze için yürüyüşü varmış, sonradan farkettim. Biraz kenardan kenardan onları takip ettim.
sonra onlar basın açıklaması yaptılar, ben ağır adımlarla yoluma devam ettim.
Gözlerim vitrinlerde, bir şey alacağımdan değil de işte
Ne bileyim…Güzel bir gömlek bulsaydım, alırdım beklide.
Birkaç kitapçıya uğradım, birkaç birkaç ara sokağa girdim çıktım. Baktım ki caddenin sonuna gelmişim. Bu sefer caddenin solundan ters istikamette…
Ellerim cepte, gözlerim insanların üzerinde.
Allahım sen ne büyüksün. Düşünüyorum da; bu kadar insanın, hepsinin yüzleri farklı, arzuları farklı, düşünceleri farklı…ve Sen herkesi görüp gözetiyorsun. Her canlıyı besliyorsun, hepsinin sesini işitiyor, her matluba cevap veriyorsun. Ve bir çok insan sana karşı isyanda ve Sen buna da sabrediyorsun.Allah’ım sen ne büyüksün..
Bu tür düşüncelerle epey bir yol kat ettim. Tam caddenin başına geldim, birde ne göreyim:
Bu seferde, bir grup ..p üyesi genç… hepsinin ellerinde birkaç dergi. Dillerinde de hep aynı slogan: kahrolsun İsrail! İşbirlikçi ..p!
Yanlarından geçerken, kızın biri elindeki dergiyi uzattı ve biraz incelemek ister misin,dedi
Dedim, - peki.
Dergiye biraz göz attıktan sonra iade ettim.
Sonra başladık kızla münazaraya. Yok kominizim şöyle yok mevcut sistem böyle,yok eşitlik.
Hanımefendi bilmiyor ki herkese eşit davranmak en büyük eşitsizlik. neyse Ayak üstü bir saatten fazla konuştuk nerdeyse. Ara sıra kızın gözlerine bakıyorum. Davasını anlatabilmenin heyecanını okuyabiliyorum o gözlerden. Aramızdaki münazara uzayınca arkadaşları dolaşmaya başladı etrafımızda. Ne yalan söyleyeyim tırstım biraz. Sonra işim olduğu gerekçesiyle konuşmamıza son vermek istedim. Elindeki dergiyi hediye etmek istedi bana, ben kabul etmedim. Yanından ayrıldıktan sonra bir müddet uzaktan onu izledim. Hala benimle konuşurken ki o heyecan. Hale elinde o dergi, dilinde aynı slogan…
Diyeceğim o ki:
Ben kendi davamın hak olduğunu biliyorum. Ama davasını batıl diye itham ettiğim kız kadar hak davam için çalışmıyorum. Beni daha çok çalışmam gerekmez mi? Niçin o kızın davasını anlatmada ki o heyecanı ben duyamıyorum? Bunun bir sorumluluğu olmalı değil mi?
Yazık bana! Teşekkürler sana;
Tembelliğimi yüzüme vurduğun için . Ve yine teşekkürler sana;bana ayak üstü bir saatten fazla tahammül ettiğin için…
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer, demişler, büyükler.
Ben de şöyle bir geçmişime dönüp baktım geçenlerde. Fazla derine dalmadan bir iki sene geriye.
Çok kısa bir zaman içerisinde ne kadar da değişmişim, meğer.
Zamanın paradigmasına nasılda uydurmuşum kendimi. Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy misali…
Vay be ne de çok değişmişim.
…………………………………..
Bir zamanlar çok mübarekmişim mesela.
.Üste gömlek, altta çizgili kumaş, varsa birde ceket…
Mübarekmişim çünkü, çok safmışım. Daha aklım fesada ermezmiş o zamanlar ;kim ne derse hemen inanırmışım. Birisiyle konuşurken acaba benimle dalga mı geçmek istiyor, acaba doğru mu diye bir düşünce de geçmezmiş aklımdan. başkasını tiye almakta.
Mübarekmişim, çünkü,
Bir kız görsem hemen kafamı önüme eğermişim şimdilerde hatırlıyorum da , bir bayanla iki kelime etmekten hicab edermişim. Hiçbir kızı sevmemeliymişim o günkü aklımla, evlenmemeliymişim de üstelik…zaman hizmet zamanı, diye düşünürmüşüm, zaman iman kurtarmak zamanı diye de… tüm hayatımı bu gayeyle harcamak geçermiş içimden çünkü mübarekmişim o zamanlar…
Sonraları mübarekliğin para etmediğini düşünmüş olmalıyım ki .
Herkesleşmeye karar vermişim. Ama nasıl herkesleşilirdi ki? Bazı büyüklerimin önüme sunduğu önerileri göz önüne almışım herhalde.
Önce elbiseden başlamışım herkesleşmeye. Ne de olsa insanlar ilk önce dış görünüşe bakarlar, diye düşünmüş olmalıyım.
Hiç kot pantolonum yoktu o zamanlar, hemen gidip birkaç tane almışım. Ama kotun üstüne evdeki gömlekler gitmezdi ki.
Onu da düşünmüşüm; kot pantolonların üstüne birer tane de spor gömlek. Tabi birde spor ayakkabı.
Daha sonra da insanlarla ilişkilerimi sorgulamaya başlamışım. Tabi bu da herkesleşmenin bir diğer şartı. Çok safmışım çünkü.
Önce insanların dinlerken acaba gerçektende öyle mi? diye soru takılmaya başlamış kafama. İnsanın her sözüne hemen güvenmeme... Sonra, bazı insanların görüşleriyle, kişiliğiyle dalga geçme… , onların görüşlerini, kişiliklerini ti’ye alma…bunlarda herkesleşmek için yaptığım diğer icraatlar olsa gerek.
Aman aman unutmadan
Bu merhaleleri atlattıktan sonra karşı cinsle ilişkileri düzeltmek kalıyor değil mi geriye, bakın onu da unutmamışım. Unutulur mu değil mi ama. İnsanlar geri kafalı demezler miydi, numunelik diye bakmazlar mıydı yüzüme, Allah muhafaza…
Bir tane bayanla flört hayatı yaşasam hiç de fena olmaz diye mi düşünmüşüm ne; nazarım yerden kalkmış etrafa yayılmış baksanıza...
…………………………..
. Zaman denen şey ne çok şey götürmüş benden ve ne de çok şey öğretmiş bana.
İnsanları oldukları gibi kabullenmek gerekiyormuş bunu öğretti en başta. Daha sonra başkaların yaşamlarına, giyimlerine, kuşamlarına bakmadan kabul etmeyi, onların değer yargılarını hiçe saymadan onların fikirlerine saygı duymayı… ve bunun böyle yapılmadığı taktirde o insanın manevi aleminde ne tür yaralar açtığını..
Belki de her şey o haliyle güzeldi, en dokunulmamış haliyle…
Bilemezsiniz ki…
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Eve, arabaya sahip olamayabilirsiniz. Cebinizde dolmuş parasından başka paranızda olmayabilir üstelik. Ama muhakkak bir dostunuz olmalı. Gecenin bir yarısında kapısını çaldığınızda, hayırdır bu saatte demeden sizi içeri buyur eden., her derdinizde yanınızda olan, güldüğünüzde kahkahalarıyla size eşlik eden, ağladığınızda mendiliyle göz yaşınızı silen, haydi kalk gidiyoruz dediğinizde ayakkabısını ilk giyen, sizi en az siz kadar bilen, sevaplarınız kadar günahlarınızın da ortağı…
Benim böyle bir dostum var işte.
Geçenlerde, başımdan kavak yelleri estiği, her yanımı efkar bastığı bir gecede kendimi dostumun kapısına atmıştım. Dostum:
“Hoş geldin buyur içeri.”
Benimse içeri girmek değildi niyetim:
“Biraz yürüyebilir miyiz?” dedim, sağ olsun dostum, kırmadı beni.
İçerden ceketini aldı ve birlikte gecenin derinliğine koyulduk.
Gece yürüyüşlerimiz olurdu, ama bu denli bir gecede hiç yürümemiştik halbuki.
Gece, mehtaplı ve serin. Gökyüzü yıldız desenli.
Mehtabın cilvesinden olsa gerek içimiz kıpır kıpır…
Rüzgar üşütmüyor bedenimizi…
Saatler sonra baktık ki Sevdanın sokağına gelmişiz. Farkında değildik , bizi buraya nasıl geldik. Bizi buraya ne getirdi?
Sevdanın kapısı önünde birkaç kez turladıktan sonra sevdanın köşküne doğru hürmetle eğilmiş bir meşe ağacının altına oturduk ve ağaca yasladık belimizi.
Sağımızda sevdanın köşkü; üç katlı, bahçeli ve bahçenin önünde bir cami…
Solumuzda birkaç mezar,bir çeşme, meşe ağaçları ,meşe ağaçlarının arasından süzülen mehtabın çehresi…
Dostum:
“Anlat” dedi
“ Anlat,neydi seni gece yarısı kapımıza savuran?”
“ Neydi kalbindeki kıyameti koparan?”
“Aşığım” dedim.
“Aşığım be dostum, aşığım ama bunu görmüyor onun gözleri, umursamıyor bile ona olan ilgimi. Hatta , hatta başkasını seviyor olmalı, başkası var arada, bes belli.
Dostum mütebbessim. Ama gizlemedi içindeki site mi:
“Sende mi? Sende mi kaptırdın dizginini… sende mi kaybettin menzilini? Oysa ki…
Sustu dostum,ve dikti mehtaba gözlerini.
Ve cebinden bir sigara paketi çıkarıp bana doğru uzattı …
“Yak”, dedi
“Yak ki dağılsın efkarın.”
“ Kulaklarını iyice aç”
“Aç ki söyleyeceklerimi iyice şu kafan alsın”
Sigara kullanmazdım aslında. Sırf dostumu kırmamak için bir tane yaktım…
Bir iki nefes çektikten sonra , dinliyorum dercesine dostumun yüzüne baktım.
Dostum doktor edasıyla süzdü beni ve bana şimdi dahi kulağımda çınlayan şu nasihatleri söyledi:
“Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle manasız uğraşma ve geçici işlere bağlanıp boğulma. Kendine güvenen ve kendini ebedi zanneden mağrur insan zevale mahkumdur.süratle gidiyor. Hane-i insan olan dünya ise zulümat-ı ademe sukut eder. Emeller bekasız, elemler ruhta baki kalır. Zevalden kendini kurtaramayan nasıl mabut olur(S.Nursi,17.söz).
Dostum, sözlerine son vermişti. Ama o an için teskin edemedi kalbimi.
Gece ilerlemişti. Vakit, seher vakti…Birazdan Sevdanın köşkünün lambası yanar…belki de sevda pencereden bakar. İyisi mi bizde kalkalım, sevda görmesin bizi.
……
Çok sonraları tecrübe ettim ki dostum haklıydı. Zaten şimdilerde Sevdanın köşkü harap , bahçesinde kedi köpek, çeşme susuz…
Ama mehtap yerinde…
İyi ki varsın dostum. İyi ki de…
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sana hayranım
sana minnettarım.
esiriyim gözlerinin
ve ...
ve gözlerin beni görmezken
içinden benimle konuşmak gelmezken
lal olmuşken dilin...
ama ben
içimde sana karşı masum bir
sevgi besliyorum .
ve habire körüklüyorum
sönmesin diye..
peki niye?
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı